6306 Sayılı Yasa ‘’Kentsel Dönüşüm’’ Yasası Değil ‘’Afetten Korunma’’ Yasasıdır

Kentsel dönüşüm yasası olarak milletimizin diline pelesenk olan “6306 Sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkındaki Kanun”, aslında ülkemizin önemli bir gerçeği olan ‘’deprem riski’’ karşısında yasalaştırılmıştır.

Bu kanunun amacı doğrultusunda ülkemizde adeta bir seferberliğe dönüşen bu yenileme uygulamaları, “kentsel dönüşüm” veya “kentsel yenileme” olarak ifade edilse de esasen kanunun amacı afet riskini en aza indirmektir. O nedenle yapılacak yenilemelerde, 634 S. Kat Mülkiyeti kanuna ilişkin konularda bir takım önemli hususlar, arsa payının 2/3 hisse oranına sahip maliklerce karar bağlanabiliyor. Ancak uygulamada iş bununla bitmiyor elbetteki. O nedenle 6306 S. Kanunun kentsel dönüşüme daha fazla ve aktif bir faydası olması için başka yasalarla da entegrasyonunun etkili bir şekilde sağlanması gerekmektedir.

ARSA MALİKLERİ DEPREM RİSKİNİ PEK ÖNEMSEMİYOR

‘Kentsel dönüşüm mü? Rantsal dönüşüm mü?’’ diye tekerlemeye dönüşen bu deyim, başlangıçta firmaları hedef alan bir hedef olsa da, uygulamaya baktığımızda, arsa malikleri de aynı kazanç hırsını paylaşmaya başlayarak deprem riskini arka plana atmaktadırlar.

Oysa bilim insanlarına kulak verdiğimiz zaman şu acı gerçekleri görmekten gelemiyoruz. Ülkemizin topraklarının yüzde 66'sı birinci derece veya ikinci derece deprem kuşağında yer almaktadır. Nüfusun ise %71'i deprem bölgelerinde yaşıyor. Deprem ise bir tabiat olayıdır ve tabiatla savaşmak için doğa üstü güçlere sahip olmak gerekir, bu imkansız olduğuna göre tabiatla iyi geçinip, tepkileri anlaşılarak tedbir alınabilir. Olaya bu nazarla bakarak yine bilim insanlarına kulak verildiğinde ise geçtiğimiz 100 yıl içinde bu ülkemizde gerçekleşen 6 ve üzerindeki şiddete sahip deprem sayısı 56’dır. Ölen insan sayımızsa 100.000 kişinin üzerinde ve mali kaybımız ise 100 milyar civarındadır.

Heleki İstanbul gibi bir metropolde büyük bir depremin büyük bir etkisi olursa ülkemiz adeta başka devletlere el açmak zorunda kalabilir. Ülkemizde nüfus, gelir, iş bulma ve şehirsel imkanların homojen bir şekilde dağılmamış olması nedeniyle İstanbul diğer çoğu şehri besleyebilir, ama diğer şehirlerin çoğu tek bir İstanbul’u besleyemez haldedir. Bu acı gerçeğin de doğru bir geri göç politikası ile teşvikler sağlanarak yönetilmesi gerekmektedir.