Avukatlar Adaletin Teminatı Mı, Sistemin Günah Keçisi Mi?
5 Nisan Avukatlar Günü, uzun zamandır bir kutlama vesilesi olmaktan çıkıp, savunma makamının can çekiştiği bir matem gününe dönüşmüştür. Bir avukat olarak üzgünüm; Türkiye'nin kamusal gücünün 15 Temmuz sonrasında günbegün halkın elinden çalındığı bir süreci müşahede ediyoruz. Adliye koridorlarında, karakol nezarethanelerinde ve haciz mahallerinde avukatlar, adaletin teminatı olmak bir yana, sistemin en korumasız ve hırpalanan unsurları haline getirilmiştir. Türkiye'de adalete erişim hakkı, hem yaratılan hak ihlalleri hem de süreçlerin uzaması bakımından bir çileye dönüşmüşken, bu yükün tamamı avukatların omuzlarına yıkılmaktadır.
Devletin çıkardığı yasalarda adaleti değil, kendi yarattığı hukuku öncelemesi, savunma hakkını sistematik olarak zayıflatmaktadır. Yargıtay'ın yerleşik yaklaşımına göre savunma hakkı kutsaldır ve kısıtlanamaz; ancak pratikte durum tam tersidir. Kamu kurumlarındaki polislerin ve savcıların avukatlara keyfi kısıtlamalar getirmesi, "Ben yaptım oldu, git şikayet et" diyerek avukatı yıldırmaya çalışması ve o şikayet sürecinde yine bildiğini okuyan savcılarla uğraşmak zorunda kalmamız artık istisna değil, kural haline gelmiştir. Müvekkiliyle görüşmesi engellenen, adliyede hakim tarafından duruşma salonundan atılan, haciz mahallinde fiziki saldırıya uğrayan avukatların feryadı, ne yazık ki sağır duvarlara çarpmaktadır.
Barolar Birliği: Siyasetin Gölgesinde Kalan Savunma
Geçen zamanda baro yöneticilerimizin hukuk dışı yöntemlerle görevden alındıkları, haklarında haksız soruşturmalar başlatıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Peki, bütün bunlar neden oluyor? Siyasi bir yapılanma olmayan barolara neden bu kadar siyaset giriyor? İlk sebep, maalesef baroların siyasete geçişin bir basamağı olarak kullanılmasıdır. Ancak daha derin ve can yakıcı bir sebep var: Türkiye Barolar Birliği, İstanbul Barosu, Ankara Barosu gibi büyük yapılar ve Anadolu'daki pek çok baro; 15 Temmuz sonrası ve Başkanlık sistemine geçişle birlikte ortaya çıkan yüzlerce hukuksuzluğa, anayasaya aykırı KHK'lara (Kanun Hükmünde Kararname) ve Cumhurbaşkanlığı kararnamelerine karşı yasal mücadeleyi elden bırakmamaktadır.
Daha net bir ifadeyle; iktidara karşı, o iktidara oy veren halkın bile kendi haklarının elden gittiğini fark edemediği bir ortamda, halkın hakkını savunan bu "avukatlar ordusu" siyasi müdahalelerle iğdiş edilmek istenmektedir. İşte tam da böyle bir iklimde Avukatlar Günü'nü kutluyoruz! Avukatların özlük hakları her geçen gün erirken, CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu) ücretleri meslek onurunun çok altında kalırken, baroların bu kuşatma altında daha etkin, önleyici ve yapısal mekanizmalar kuramaması, mesleğin ekonomik ve kurumsal zeminini çökertmektedir.
Mülakat Sistemi, Liyakatsizlik ve Yargı Bağımsızlığı Sınavı
Yargı bağımsızlığının zedelendiği bir iklimde, avukatın mesleki bağımsızlığından söz etmek imkansızdır. Bir meslektaşım, hakimlik-savcılık sınavlarını beş kez 90 üzeri puanlarla kazanmasına rağmen her seferinde mülakatta elendi. Neden mi? Çünkü hakim ve savcılık mülakatları, bilgiyi veya liyakati ölçen sınavlar olmaktan çıkmıştır. Bu mülakatlarda elenenler; iktidarın hukuksuzluklarına boyun eğmeme ve sadece adaletten yana olma potansiyeli taşıyan kişilerdir.
15 Temmuz'u fırsat bilen iktidar, bir gecede darbe yapan askerleri tespit edip Genelkurmay Başkanı'nı görevden alacağına, 5.800 hakim ve savcıyı görevden alıp yerlerine 8 binden fazla yeni atama yapmıştır. Atanan bu kadroların profili oldukça manidardır: Genç, liyakatten ziyade siyasi aidiyeti öne çıkan, "seyrek badem bıyıklı" veya "uçları hafif azaltılmış ülkücü bıyıklı", seküler ama asla adalet için kamusal gücü elinde tutanlarla mücadele edemeyecek nitelikte, siyasal İslamcı çizgiye yakın isimler... Elbette hakkıyla oraya gelen, liyakatli ve yegane dini "adalet" olan meslektaşlarımızı tenzih ediyorum; inşallah o mülakat eleğinden birkaç tane de olsa kaçabilmişlerdir. Eskilerin ise direnebilmesini umut ediyoruz.
Ancak Cumhurbaşkanının veya Adalet Bakanının "Anayasa Mahkemesi'ni (AYM) tanımıyorum", "Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ni (AİHM) tanımıyorum" diyebildiği ve kimsenin buna ses edemediği bir iklimde; hakim, savcı veya avukat olmak nasıl bir duygu olabilir ki? Son dönemde meslektaşlarımız arasında artan intiharlar; tam da bu çözümsüzlüğün, çaresizliğin, o çözümü beklemeye mecalin kalmamasının ve toplumun bu halinden memnun görünmesinin yarattığı derin umutsuzluğun acı bir neticesidir.
Bilgi ve Belgeye Erişim Hakkının Fiilen Yok Edilmesi
Türkiye Barolar Birliği'nin 2024 adli yıl açılışında dile getirdiği en önemli sorunlardan biri, Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesinde güvence altına alınan bilgi ve belgeye erişim hakkının KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) gerekçe gösterilerek "tamamen yok edilmiş durumda" olmasıdır. Avukatların en basit evrakı bile alamaz hale geldiği bu durum, savunmanın delil toplama kapasitesini doğrudan felç etmektedir.
Bu engelleme, avukatın işini yapma aracını elinden almak anlamına gelir. Avukatın mesleki zemini fiilen aşınmış, savunma hakkının kısıtlanması ise sistematik bir politikaya dönüşmüştür. Türk halkı avukatlarına sahip çıkmalı, avukatı siyaset üstü bir güvence olarak görmelidir. Aksi takdirde, adaletin tecellisi için ter döken avukatın kendi güvenliğini dahi sağlayamadığı bir sistemde, vatandaşın hukuk güvenliğinden bahsetmek büyük bir yanılgı olacaktır.
Av. Arb. Cihat Demirbağ ile 10 Soruda Adaletin Çıkmazı
Sahadan gelen o keskin gözlemlerle, 5 Nisan'ın perde arkası...
1. 5 Nisan Avukatlar Günü sizin için ne ifade ediyor?
Uzun zamandır bir kutlama vesilesi olmaktan çıktı. Daha çok savunma makamının can çekiştiği, avukatın sistemin günah keçisi ilan edildiği bir matem günü benim için. Adliye koridorlarında kendi güvenliğini sağlayamayan avukatların günü...
2. CMK ücretlerindeki durum avukatlık mesleğini nasıl etkiliyor?
Devlet, CMK görevlendirmelerinde avukatı ucuz işçi olarak görüyor. 2026 yılındaki artış bile enflasyonun o kadar gerisinde ki, bu bir "sefalet ücreti"dir. Mesleğin onuru ve emeğin karşılığı maalesef hiçe sayılıyor.
3. Avukatların bilgi ve belgeye erişimi neden bu kadar zorlaştı?
KVKK (Kişisel Verilerin Korunması Kanunu) bir kalkan olarak kullanılıyor. Avukatlık Kanunu'nun 2. maddesi fiilen yok edildi. En basit evrakı bile alamaz hale geldik. Bu, avukatın işini yapma aracını elinden almaktır.
4. Baroların bu süreçteki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Barolar genellikle olaylar yaşandıktan sonra reaktif açıklamalar yapmakla yetiniyor. Önleyici ve caydırıcı mekanizmalar kuramıyorlar. Ancak baroların anayasaya aykırı KHK'lar ve kararnamelere karşı yürüttükleri mücadele nedeniyle siyasi müdahalelerle iğdiş edilmeye çalışılması da kurumsal direnci zayıflatıyor.
5. Yargıdaki mülakat sistemi hakkında ne düşünüyorsunuz?
Mülakat sistemi liyakati ve bilgiyi değil, siyasi sadakati ölçen bir mekanizmaya dönüştü. 90 üzeri puan alan nitelikli hukukçular, sadece adaletten yana olma potansiyelleri yüzünden eleniyor. Bu durum adalete erişimi doğrudan engelliyor.
6. 15 Temmuz sonrası yargıdaki kadrolaşmayı nasıl yorumluyorsunuz?
Bir gecede 5.800 hakim ve savcı görevden alınıp yerlerine 8 binden fazla yeni atama yapıldı. Liyakatten ziyade siyasi aidiyeti öne çıkan, kamusal gücü elinde tutanlarla mücadele edemeyecek nitelikte kadrolar oluşturuldu.
7. AYM ve AİHM kararlarının tanınmaması mesleğinizi nasıl etkiliyor?
Cumhurbaşkanının veya Adalet Bakanının "AYM'yi tanımıyorum", "AİHM'yi tanımıyorum" diyebildiği bir iklimde avukat olmak korkunç bir çaresizlik hissi yaratıyor. Bu durum, sistemin en tepesinden en altına kadar hukuka olan güveni sıfırlıyor.
8. Son dönemde avukat intiharlarındaki artışı neye bağlıyorsunuz?
Bu intiharlar; tam da bahsettiğim çözümsüzlüğün, çaresizliğin, o çözümü beklemeye mecalin kalmamasının ve toplumun bu halinden memnun görünmesinin yarattığı derin umutsuzluğun acı bir neticesidir.
9. Halkın avukatlara bakış açısı nasıl olmalı?
Türk halkı avukatlarına sahip çıkmalı, avukatı siyaset üstü bir güvence olarak görmelidir. İktidara oy veren halkın bile kendi haklarının elden gittiğini fark edemediği bir ortamda, onların hakkını savunan tek ordu avukatlardır.
10. Gelecek için bir umudunuz var mı?
Hakkıyla o koltuklara oturan, yegane dini "adalet" olan az sayıdaki meslektaşımıza ve direnmeye çalışan eski jenerasyon hukukçulara güveniyoruz. Hukuk muktedirin kılıcı değil, mazlumun kalkanı olduğu gün umudumuz yeniden yeşerecek.
"Hukuk, muktedirin kılıcı değil, mazlumun kalkanı olduğu gün adalet tecelli eder."
"Savunması susturulmuş bir yargı, ancak adaletin cenazesini kaldırır."
"Avukatın çaresiz kaldığı bir ülkede, hiçbir vatandaşın hakkı güvende değildir."