Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’ndeki Yapı Düzenine İlişkin Danıştay Kararı Bir Başarı Mıdır?

T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 2013-2014 yıllarında Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği’ndeki yapı düzenine ilişkin tanımları hakkında Mimarlar Odası tarafından, ''Yönetmeliğin Geçici 6.Maddesinde sayılan koşulların “kazanılmış hak” sayılması mümkün olmadığı yönündeki iddiasıyla açtıkları dava neticesinde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, 2015/1064 sayılı kararıyla Yönetmeliğin Geçici 6.Maddesinin ve Genelgenin yürütmesinin durdurulmasına karar vermiştir.

Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinin Geçici 6. maddesiyle; 22 Mayıs 2014 tarihinden önce,

  • Yıkım ruhsatı başvurusu,
  • Bina yıkım işlemi,
  • Riskli yapı tespiti işlemi,
  • Bakanlıkça lisanslandırılan kuruluşlarca yapı kimlik numarası alınarak riskli yapı tespitine bağlama işlemi,
  • İnşaat sözleşmesi tanzimi,
  • Proje sözleşmesi tanzimi,
  • İnşaat veya proje yapmak üzere noter tasdikli taahhütname veya vekâletname tanzimi,

Yeni inşaat yapmak üzere;

  • ifraz, tevhit, yola terk işlemi başvurusu,
  • İmar durum belgesi,
  • yol kotu tutanağı,
  • aplikasyon krokisi başvurusu,
  • Zemin ve temel etüt raporu tanzimi, işlemlerinden en az birinin gerçekleştirilmiş olması halinde ilgililerin;
    • 01 Haziran 2013 tarihinden önce yürürlükte olan ilgili Büyükşehir / Belediye İmar Yönetmeliği
    • 01 Haziran 12013 tarihinde yürürlükte olan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği
    • 08 Eylül 2013 tarihinde yürürlükte olan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği
    • 14 Eylül 2013 tarihinde yürürlükte olan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği
    • 22 Mayıs 2014 tarihinde yürürlükte olan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğinden, herhangi birini uygulanmak üzere tercih edilebileceği düzenlenmişti.

Açılan dava sonrasında verilen danıştay kararında konunun açıklaması,“İmar hukukunda kazanılmış hakkın ölçütü olarak, hukuki duruma uygun fiili durumların esas kabul edilmesi gerekmekte olup, dava konusu Yönetmelik maddesi ile öngörülen koşulların bugüne kadar hiç inşaata başlanmamış durumlara ilişkin olması karşısında bu şartları yerine getiren ilgililer lehine kazanılmış bir haktan söz edilmesine hukuken olanak bulunmamaktadır.

Öte yandan dava konusu Yönetmelik ile belirli şartlara haiz kişilere, farklı tanım ve kurallara sahip, farklı tarihlerde yürürlüğe konulan düzenlemelerden birini tercih etme imkânı tanınmasının, bir bölgede aynı kurallara bağlı olması gereken yapılaşmalarda farklı kuralların uygulanmasına yol açacağı ve dolayısıyla düzensiz imar uygulamalarına sebebiyet vereceği açıktır.” şeklinde özetlenmiştir.

Bu husus bazı çevreler tarafından bir zafer gibi kutlansa da kanun, hak, hukuk ve adalet kavramlarının belki bir biri ile ilgili ama aynı zamanda da bir birinden ayrı kavramlar olduğunu da unutmamak gerekir.

Bu bağlamda elde edilen şeyin bir adalet sağlayıp sağlamayacağı hususu açıkçası uygulamada bulunan biri olarak beni kuşkulandırmaktadır.

Ülkemizde zaten az bulunan adalet daha az hale getirilerek hukuka uygunluk sağlanmış olması sadece siyasi bir tükürük yarışından ibarettir diye düşünüyorum.

Deprem riski yüksek olan İstanbul İlinde bakanlığın teşvik amaçlı tasarrufunun iptali ile, zaten açmazla içinde olan kentsel dönüşümü iyice zorlu hale getirmek mağdur alacak çoğunluk bakımından bir adalet değildir. Elbetteki mağdur olacak bir azınlık ve bir de kötü niyetli kişiler var. Gerçekten mağdur olacak azınlığın da hakları hakkında da elbette düzenlemeler yapılmalıdır.

Fakat Mimarlar Odası, süreçleri tıkayacak böyle bir yöntem yerine, bizler gibi uygulamadaki kişileri de yanına alarak, müteahhit ve maliklerden mağdur olanları da dinleyerek, şehir plancıları ile birlikte şehir kurgulamalarını da yaparak, imar hakkı transferi gibi akılcı çözümleri de önererek bir yönetmelik tasarlayıp sunsaydı daha etkili olurdu diye düşünüyorum.

Bir hukuksal mücadelede lehinize çıkan kararlar her zaman zafer olmayabilirler.

Bu kararlara vesile olanlar gerçeklikleri sadece rant düzeyinde izleyebilen, işin uygulamasındaki yaşananlardan ve empati ruhundan uzak, tek geçimi olan kira gelirine vesile olan dairesi riskli yapı tespiti sonucunda yıkılmayan, yahut inşaatlarının bu kararlar neticesinde ilerleyememesi nedeniyle kira yükü altında ezilip, bir ticaret ve sosyal sorumluluğu yerine getirecek iken beklenmeyen finansal krizlere ve hatta iflasa sürüklenmeyen kişiler olmadıkları için kuru koltuklarından zafer haberleri yapmaktadır.

Bu kararların da uygulamasını zaman içinde göreceğiz. Zira,

Hakk, şerleri Hayreyler,

Zannetmeki Ğayreyler,

Görelim Mevla Ne eyler,

neylerse güzel eyler... demiş büyükler.

Bu hususta bakanlığında bir adım atacağını ve belki de ilgili seçmeli yönetmeliklerin birleştirilip diğerlerinin da mülga edileceğini düşünüyorum. Ama filler tepişir ve olan çimenlere olur. Bu süreç ne kadar sürer de ne kadar çim zarar görür bilinmez.