Tibbi̇ Uygulama Hatalarına (Malpraktis) İli̇şki̇n İdareye Yönelti̇len Tazmi̇nat Davaları

Tıp mesleğini icra etmeye salahiyettar kişiler tarafından kişilerin bozulan sağlığını yerine getirmeye yönelik her türlü faaliyete tıbbi müdahale denilmektedir. Bu müdahaleler, bireylerin yaşadığı fiziksel ya da psikolojik patolojilerin giderilmesi, azaltılması ya da önlenmesine yönelik olabileceği gibi estetik ya da nüfus planlamasına ya da organ bağışına yönelik müdahaleler şeklinde de olabilir.

Bu şekilde yapılmış müdahaleler nedeniyle zarara uğrayan kişiler, uğramış oldukları ve tazminat hukukunun genel prensipleri çerçevesinde nitelendirilen maddi ve manevi zararlarını idarenin sorumluluğu kapsamında tazmin edebileceklerdir.

Yargıtay ve Danıştay kararlarında tıbbi müdahalede dikkate alınması gereken tıbbi standart kavramını açıklamak gerekmektedir.

Danıştay, bir kararında tıbbi standartı tıp ilminin genel olarak tanınıp kabul edilmiş meslek kuralları olarak tanımladıktan sonra teşhis, tedavi(endikasyon eksikliği, yanlış tedavi yönteminin seçimi) ve müdahale sonrası bakım yönetimindeki yanlışların bu standartı ihlal edeceğini belirtmiştir. (Danıştay 15. D’nin 08.10 2015 Tarih, 2015/6119-5733 e-k No’lu Kararı)

Hatalı tıbbi uygulama olarak bilinen tıbbi malpraktisi de açıklamak gerekmektedir. Dünya Tabipleri Birliği’nin 44. Genel Kurulu’nda tıbbi malpraktis, hekimin tedavi sırasında standart tıbbi uygulamayı yapmaması, beceri eksikliği veya hastaya tedavi uygulanmaması ile oluşan zarardır, şeklinde tanımlanmıştır.

Uygulama ve doktrinde hatalı tıbbi uygulama, müdahale neticesinde mükemmel sonuca ulaşamamayı değil, tıp biliminin kabul ettiği makul standartın altında kalınmasını ifade etmektedir.

Tıbbi uygulama hatası, yalnızca hekimler tarafından değil, yardımcı sağlık personeli tarafından da gerçekleştirilebilir.

Tıbbi standartlara uygun şekilde yapılan uygulamalardan sonra, öngörülmesine ve gerçekleşmemesi için alınan tüm tedbirlere rağmen kaçınılmaz olarak gerçekleşen komplikasyon denilen olgularla ilgili olarak ise bu olguların vuku bulabileceği hususunda hastanın bilgilendirilmesi ve buna rağmen hastanın müdahaleye rıza göstermesi halinde hukuki sorumluluk kabul edilmeyecektir. Yetkili sağlık personelinin standarda uygun müdahaleyi yaptıktan sonra, öngörülmesi gereken bir durumu öngörmemesi ve zarar gerçekleşmesi halinde ise bu durumdan dolayı hukuken sorumlu kılınılacaktır.

İzin verilen risk sonucunda gerçekleşen zararlar komplikasyondan farklıdır. Hastanın sağlığına kavuşması için zorunlu olarak girilmesi gereken tehlikeli sahaya girilmiş ancak başarılı olunamaması durumunda sorumlu tutulamamayı ifade eden bir kavramdır, izin verilen risk.

Türk İdare Hukuku sisteminde idarenin hukuki sorumluluğunda genel kural kusur sorumluluğudur. Bunlar da bir hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi ya da hiç işlememesi halleridir. Bununla birlikte anarşi ve terör olayları, bayındırlık işleri, tehlike barındıran idari faaliyetlerde idarenin kusursuz

sorumluluğu kabul edilmektedir. İdarenin hukuka uygun bazı işlemleri nedeniyle de kamu külfetlerinde eşitlik ilkesi(fedakarlığın denkleştirilmesi) gereğince kusursuz sorumluluk kabul edilmektedir. Sağlık hizmetlerinde Danıştay, Fransız Danıştayı’nın aksine kusur sorumluluğunun geçerli olduğunu kabul etmektedir.

Tıbbi müdahalenin standartlara uygun olmasına rağmen, öngörülemez nitelikte bir durum nedeniyle zarar meydana gelmesi halinde de kusursuz sorumluluk kabul edilmediğinden dolayı hatalı tıbbi uygulama gerekçesiyle nedeniyle tazminat sorumluluğu kabul edilmeyecektir

TIBBİ UYGULAMA HATALARINA KARŞI TAM YARGI DAVASI AÇILMASINDA HUSUSİYET ARZ EDEN ESASLAR

Tıbbi uygulama hataları nedeniyle idareye karşı yöneltilecek davayı hata nedeniyle zarar gören kişi açabilir. Ancak, hatanın sonucunda ölüm gerçekleşmişse uygulamada bu durumda mirasçıların, nişanlı ya da nikahsız eşin, evlilik dışı çocuğunun ya da bakımını üstlendiği kişilerin de dava açabileceği kabul edilmektedir.

Dava, kamu tüzel kişisi olan idareye karşı açılacaktır. Fakülte, üniversite tüzel kişiliğin bağlı olduğundan Tıp Fakültesi Hastanelerinde gerçekleşen tıbbi uygulama hatalarında davanın rektörlüğe yöneltilmesi gerekir. Yanlış hasıma dava açıldığı durumunda 2577 Sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 15/1-c maddesine göre dava mahkemece re’sen doğru hasıma yönlendirilecektir.

İdari yargıda dava açma süreleri kamu düzenine ilişkin olduğundan mahkemece davanın her aşamasında bu süreler dikkate alınacaktır. Süresinde açılmayan davalar, işlem ya da eyleme konu hakkın düşmüş olması gerekçesiyle süreaşımından reddedilecektir.

İYUK’un 7. madesine göre “ Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gündür.” Süreler, kural olarak işlemin tebliğ edilmesi ile başlar. İdarece tebliğ yapılmayan hallerde ise, işlemin tüm unsurlarıyla öğrenilmesinden itibaren başlar.

Tam yargı davaları, idari işlemlere karşı açılabileceği gibi idari eylemlere karşı da açılabilir. İdari eylemlere karşı açılacak tam yargı davalarında İYUK’un 13. maddesi gereğince ön karar alınması mecburiyeti vardır. Ön karar, idari eylem nedeniyle menfaati ihlal edilenlerin işlemin öğrenilmesinden 1 yıl ve her halde eylemin vuku bulmasından 5 yıl içinde idareye başvurarak ihlal edilen menfaatinin tazminini talep etmesine karşılık idareden kabul ya da ret şeklinde aldıkları karardır. İYUK’un 7. maddesinde öngörülen dava açma süresi de ön karar tarihinden itibaren başlar.

İdarenin talebe yönelik hiçbir cevap vermemesi halinde, talep yapıldığı tarihten 60 gün geçmekle zımnen reddedilmiş kabul edilir ve dava açma süresi bu tarihten itibaren başlar.

Tıbbi uygulama hataları da idari eylem neticesinde gerçekleştiğinden doğrudan tam yargı davası açılmayıp ön karar alınması gerekmektedir.

İYUK’un 13. maddesinde düzenlenen 1 ve 5 yıllık süreleri Danıştay geniş yorumlamakta, eylemin idariliğinin gerçekleştiği tarihin tespit edilip buna göre başvuru ve dava açma sürelerinin başlaması gerektiği yönünden kararlar vermektedir.

Eylemin idariliği, meydana gelen zararın idari eylem neticesi gerçekleştiğini, zararın nedeninin idari eylem olmasını ifade eder. Gerçekten de tıbbi uygulamalar sonucunda kimi zaman zarar uzun yıllar geçtikten sonra ortaya çıkmakta, kimi zaman da ortaya çıkmasına rağmen zararın idari eylem neticesinde gerçekleştiğine delalet eden donelerin varlığı gereklidir. Bu tip durumlarda bu donelerin elde edilmesiyle başvuru süresi başlayacaktır. Örneğin, tıbbi uygulama hatası sonucu sakat kalan bir kişinin sakatlığının yıllar sonra bir hastaneden alınan rapordan anlaşılması üzerine ya da uygulama sonrasında gebe bir kadının bebeğinin ölümünde ceza davasında alınan rapor uyarınca hekimin kusurunun bulunduğunun anlaşılması üzerine eylemin idariliği açıkça ortaya çıkmış olacaktır. Bununla birlikte meydana gelen zarar nedeniyle adli makamlara suç duyurusunda bulunulması halinde Danıştay’ın, kovuşturmaya yer olmadığı kararının kesinleştiği tarihte ya da kararın tebliğ edildiği tarihte, suç duyurusunda bulunulduğu tarihte, dava açılmışsa hekimlerin kusurlu olduğunun belirtildiği raporun tebliğ edilmesiyle ya da açılan kamu davasında nihai kararın kesinleşmesiyle, kesin kararın tebliğiyle eylemin idariliğinin oluştuğuna yönelik kararları mevcuttur. Bütün bu durumlar İYUK’taki 1 ve 5 yıllık sürelerin tıbbi uygulamanın yapılmasıyla değil eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla başlayacağını ifade etmektedir.