Yaralamada Yüzde İz Kalmasının Cezası ve Yüz İzi Kavramı

YÜZDE SABİT İZ VE YÜZÜN SÜREKLİ DEĞİŞİKLİĞİ BAHSİNDE “ Yüz Kavramının Sınırı “

5237 Sayılı TCK’nın 87. maddesinin 1. fıkrasının c bendinde yaralama fiilinin mağdurun yüzünde sabit ize neden olması, 2. fıkrasının d bendinde ise yüzünün sürekli değişikliğine neden olması neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama olarak düzenlenmiştir.

İlgili maddeye göre sabit iz durumunda verilecek ceza bir kat arttırılacak, bu ceza eylemin 86/1 maddesine uyar nitelikte olması halinde üç yıldan, üçüncü fıkraya giren hallerde ise beş yıldan az olamayacaktır. Yüzün sürekli değişikliği halinde ise bu ceza iki kat arttırılacak, bu ceza eylemin 86/1 maddesine uyar nitelikte olması halinde 5, 86/3 maddesine uyar nitelikte olması halinde ise 8 yıldan aşağı olamayacaktır.

Burada yüz kavramının sınırının çizilmesi önem arzetmektedir. TDK’ ya göre yüz, başta alın, göz, burun, ağız, yanak ve çenenin bulunduğu ön bölüm, sima, çehre, surat olarak tanımlanmıştır.

Ceza hukuku anlamında ise bu tanım TDK’da ifade edilenden biraz daha geniş olup, Yargıtay kararları ve bu kararlar ışığında Adli Tıp Kurumu yorumuyla sınırları çizilmiştir.

Ceza Genel Kurulu’nun 2017/795 Esas, 2018/309 Karar numaralı kararına göre “ Oluşan yara az ya da çok iz bırakır, ancak her iz yüzde sabit iz niteliğinde değerlendirilmez, Yaralanma esnasında, yüz sınırları içerisinde oluşan yaranın iyileştikten sonra bıraktığı iz gün ışığında veya iyi aydınlatılmış bir ortamda, insanlar arası sözel diyalog mesafesinden (1-2 metre) ilk bakışta belirgin bir şekilde fark edilebilir durumda ise “yüzde sabit iz”den bahsedilir. İzin sabit iz olup olmadığının değerlendirilmesi açısından iyileşme sürecinin tamamlanmış olması gerekir. Bu nedenle adli tıp uygulamalarında, bu konudaki değerlendirme yaralanmadan en az altı ay sonra yapılmaktadır. Hekim gerek görürse bu süreyi uzatabilir.

Eğer, yüz sınırları içinde oluşan yaralanmanın bıraktığı iz, o kişiyi önceden tanıyanların onu tanımasında duraksamaya yol açacak şekilde yüzün doğal görünümünü bozmuş ise bu durumda “yüzde sürekli değişiklikten bahsedilir.” Buna örnek olarak ağır yanıklar ya da yüze kezzap atılması gibi kimyasal yanıklar verilebilir. Yüz sınırları, kişiye cepheden bakıldığında üstte saçlı deri sınırı ( saçı dökülen ya da azalan kişilerde görülebilen frontal bölge dahil), yanlarda kulaklar dahil olmak üzere kulakların arkasından inen hayali düz çizgilerin her iki klavikula ile kesiştiği noktalar ile altta fossa jugularisten başlayıp yanlara doğru klavikulaları takip eden çizgiler arasında kalan bölge anlaşılmalıdır. Göz, göz kapağı ve kulak kepçesindeki yaralanmalar ile yüzde görünüm değişikliğine neden olan sinir yaralanmalarında da yüzde sabit iz değerlendirilmesi yapılmalıdır. (Türk Ceza Kanunu’nda Tanımlanan Yaralama Suçlarının Adli Tıp Açısından Değerlendirilmesi, Adli Tıp Kurumu Başkanlığı - Adli Tıp Uzmanları Derneği, Adli Tıp Derneği, Haziran 2005-Haziran 2013, Sayfa5)

Ceza Genel Kurulu’nun ilgili kararında her yaranın az ya da çok iz bırakacağı, ancak her izin yüzde sabit iz niteliğinde değerlendirilemeyeceği ve bu izin ışığı yeterli bir ortamda sözel diyalog mesafesi olarak tanımlanan 1-2 metrelik mesafesinden belli olacak nitelikte olması gerektiği ifade edilmektedir.

Adli Tıp Kurumu ise Ceza Genel Kurulu’nun bu kararında belirtilen niteliklerin, izin 32 mm uzunluğunda, 1mm genişliğinde, cilde göre seviyesinin çökük ve cilde göre renginin açık renkli olması durumunda karşılandığı görüşümdedir. ( Travma Olgularında Yüzde Sabit İz Kavramının Değerlendirilmesi; Bahadır Kumral, Ümit Naci Gündoğmuş, Cengiz Haluk İnce, Gülsüm Nurhan İnce )

Bunun yanında saçlı insanlarda saç bitim bölgesinden başlayan yüzün üst sınırının saçı olmayan ya da az olan kişilerde genişlediği, alından başlayıp şakakların kafa üzerindeki izdüşümüne kadar uzanan frontal bölgede yer alan izin de 1-2 metrelik mesafeden görülebilir olması kaydıyla yüz sınırları içerisinde olacağı değerlendirilmiştir.

Yüz ifadesinin aşağı sınırı da yukarı sınırı gibi Türk Ceza Hukuku’nda Türkçe’de bilinen anlamından farklılık arzetmektedir. Bu anlamda sağ ve sol köprücük kemikleri arasında kalan çukurdan başlayıp köprücük kemiklerini takip eden hattın kulak arkalarından hayali olarak indirilen çizgilerle birleştiği ve bu çizgilerin kuşattığı alan yüz sınırları içersinde değerlendirilecektir.