İnsanları Deprem Değil Mühendislikten Yoksun Yapılar Öldürür

İNSANLARI DEPREM DEĞİL MÜHENDİSLİKTEN YOKSUN YAPILAR ÖLDÜRÜR. BU NEDENLE KENTSEL DÖNÜŞÜM BİR SOSYAL SORUMLULUK HAMLESİ BİR DÜZEN VE KALKINMA SEBEBİ OLMALIDIR

Deprem gerçeği samimi bir şekilde ele alındığında ise depremin insanları öldürme kastı olmadığını bir nevi yeryüzünün kendini toplama hareketi olduğunu görüyoruz. Ancak diğer yandan bakıldığında bu kadar bilimsel veri bize şunu da gösteriyor ki, insanları öldüren asıl şey deprem değil, mühendislik hizmetinden, malzeme kalitesinden yoksun olan kötü yapılardır. Bilim insanları İstanbul için bir deprem gerçeğinin olduğunu ve önümüzdeki 15 yıl içerisinde bir deprem beklendiğini açıkça ifade ediyorlar.

Bu bilincin oluşması için müteahhitler gibi bir taraf olarak görülen kuruluşlar tarafından değil de öncelikle yetkili kurumların, belediye ve bakanlıkların insanları bazı gerçekler hakkında bilgilendirmesi gerekmektedir. Yani insanlar deprem riski denilince ne ile karşı karşıya olduğunu bilmelilerdir. Bunu bir örnekle açıklayacak olursak, son yönetmeliklerden önceki eski yapıların çoğunun C8 diye tabir edilen beton karmasıyla yapıldığı bir gerçektir. Peki nedir bu C8? Esasında özeti kumun biraz daha sertleşmiş, halidir. Yani 6 şiddetindeki bir depremde tuzla buz olarak mezarlığa dönüşecek bir yapı demektir. Şu anki yönetmeliklerde ise beton yapısının en az C30 beton karmasına sahip olması gerekmektedir. Bir de buna mühendislik hizmetinden yoksunluk durumu, kaçak yapıların bu nitelikteki binalara verdiği yük vb. gibi bir çok unsur göz önüne alındığında kanunun esas amacı olan afet riskinin neden bu kadar önemsendiği sadece ranta dayalı bir girişim olmadığı açıkça görülecektir.

Ülkemizde 15 milyon yapı stoğu olduğu bilinmekte olup bakanlık verilerine göre olası bir depremde yarısı riskli görünüyor. Geçmişte neden sağlam yapılmadığı sorgulandığında ise işin içinden çıkmak mümkün görünmüyor. Belediyeciliğin müteahhitlikten daha yavaş yürüdüğü, imar planlaması yapılırken toprak sahiplerinin haklı itirazlarına karşılık empatik düşüncelerle ve adil çözümlerle planlama yapılmadığı, hızlı gelişen teknolojinin gelişim önceden kestirelemediği için alt yapının eksik planlanmış olması, bazı kurumların esas işlerini ne yazıkki haksız gelir karşılığı yapmaları, eşit ve adil imkanlara sahip şehir dağılımları olmadığı için ekonomik koşullar gereği göç alan büyük şehirler olması ve göç eden insanların en temel ihtiyaç olan barınma ihtiyaçlarını son derece karşılık şekilde gidermeleri gibi bir sürü sebepler karşımıza çıkıyor.

Buna sebep olan sadece devlet mi? Vatandaş mı? Belediyeler mi? Devlet olarak ilgililerin, yetkililerin onlara yardım edip yer göstermeleri gerekirdi. Devlet kurumlarında yöneticiler neden bu gidişatı göremediler? Vatandaş neden teknik hizmet almadı? Teknik hizmet almak için bütçesi neden yeterli gelmedi? Neden çelik değil de beton, neden beton değil de baraka yaptı… Bu soruların hepsinin kendi içinde gerekçeleri var olup, tek bir sorumlu bulmak imkanı yoktur.