Mahkeme Sürelerinin Kentsel Dönüşüme Olumsuz Etkileri

Kentsel dönüşümdeki haksız talepler ve çekişmeler nedeniyle mahkemelerin en kabarık ve bürokratik yazışmaya muhtaç dosya türlerinden biri de kentsel dönüşüme ilişkin kat mülkiyetinden kaynaklanan davalar olmaya başlamıştır.

Bunun üstüne bir de heleki yıkımı yapılmış, kira yardımı alınamayan hallerde Türkiye Mahkemelerinin müthiş hızı(!) ile resmi kurumların yazışma hızları(!) ve konuya olan ilgi alakası(!) göz önüne alındığında önemli mağduriyetler doğabilmektedir.

Bu tür davalarda en büyük sorun talepçinin talebinin yasal ve bürokratik süreç göz önüne alınmaksızın tedbirin derhal uygulanmasıdır. Bu tedbir kararında bir kişinin küçük dereceli menfaati karşısında bir çok kişinin menfaati eşitliksiz bir oranda zarara uğramaktadır. Yani bir kişi 1 m2'lik mali değerde büyüme sağlamayacak bir yer için açtığı davada, diğer paydaşların 100 m2'lik mali değerde hak kaybına sebep olabilmektedir. Konu bir çırpıda eline alınıp, karar bağlansa süreç katlanabilir bir süreç olacakken her bir bilirkişi incelemesi ve hukuk mahkemesinin usullerinden kaynaklı süreler sürece etki edince hukukun kendisi bizzat adaletsizlik yaratılmasına araç olmaktadır.

Bu nedenle kentsel dönüşüme ilişkin davaların özel bir uzman mahkemede görülmesi çok daha işlevsel olacaktır. İlgili Bakanlık nezdinde ama yine adalet bakanlığına bağlı özel bir mahkeme birimi bu tür mağduriyetlerin oluşmasını engelleyebilir süreçleri bürokrasiden arındırabilir.

Örneğin arsa payının belirlenmesi, artması ya da eksilmesi, uygulamada 2/3 çoğunlukğun olduu bir yerde uyumsuz malikin alacağı m2'yi değiştirmemektedir. Zira arsa payına değil, şerefiye ye göre bir paylaşıma karar vermiş olan çoğunluk, arsa payının fazla göründüğü ama gerçekte aynı m'ye sahip olan uyumsuz malike prim vermemektedir. Bu tür bir uyuşmazlığın sonu da zaten bakanlığın 1/3'teki malikin hissesini satışa çıkartmasıyla sonuçlanmaktadır. Buna rağmen arsa payının düzeltilip kesinleşmesi için beklenen ve geçen süre devlet kurumlarını meşgul ettiği gibi bundan etkilenen maliklerin her biri ayrıca mağduriyet yaşayabilmektedir. Oysa özel bir mahkeme hızlı bir tespit ile işi derhal netliğe kavuşturabilir. Dava konusu olan anlaşmazlık sonucu netlik kazandıktan sonra maliklerin anlaşıp anlaşmaması bu mahkemenin konusu olmamalı, derhal bakanlığın işlem süreci yürürlüğe girmelidir. Bakanlık işlemlerine karşı İDare Mahkemlerinde açılan davalarda da konu 6306'ya ilişkin ise yine özel mahkemeye gönderilerek red edilmelidir.

Öte yandan tapu işlemleri de bu kesinleşen sonuca göre resen yapılmalıdır. Zira içinde bulunduğumuz teknoloji çağında uyap ve tapu sistemleri doğrudan entegre edilerek bir çok iş kendiliğinden çözülerek zaman kazanılabilir. Ne yazıkki hala tapu müdürlükleri elden karar asılları gibi evrak işçiliği ve ameliyesi gerektiren yöntemlere müracaat ediyor. Bu yüzyılda artık bu basit ortak işlemlerin kurumlar arasında tek seferde sistem üzerinden görülebilmesi gerekmektedir.